Su hayattır...

Su hayattır. Hayatın bir adı da”su” dur bir bakıma.Su susamanın sebebi... Mademki su yaratılmış,her doğan canlı suya hasret; hasret olacaksa vuslatta olacaktır. Öyle ya kavuşamazsak özlemezdik.
Vücudumuzun dörtte üçü suyla kaplıdır. Yine de bir yudum suya ihtiyaç duyar canlı olan her şey.
Dudakları kuruyan hasta su ister, yaralı suya muhtaçtır,
Su alan nebatatın yaprakları parlar,
Hayvan su içer kuyruk sallar. Kuş su içer öter...
Toprak su içer hoş koku salar ortalığa.
Son nefeste insanın ağzına iki damla su dökerler...

Su hayattır, hayatta olan her şeyin adıdır bir bakıma. Doğumla ölümün birbirine yakınlığı kadar su ile hayatta birbirine yakındır..

Neler anlatır bizlere;
Yağmur damlaları...
Yaprakların üzerinde kalan damlalar...
Kapalı çeşme musluğundan akan damlalar...
Damlaların meydana getirdiği sivri saçak buzlardan akan damlalar...
Gözlerden akan billur inci gibi damlalar...
Seyredin, seslerini dinleyin.
Çağlayanlardan, ırmaklardan, derelerden akan suyun gerçekten Hz.Peygamber(s.a.v.) efendimizin ayağının tozuna yetmek için başını taştan taşa vurarak asırlardır akıp durmadığını iddia edebilir misiniz. Su içen kuşun her yudum suda gagasını havaya kaldırarak suyu veren Rabbine şükür halinde olduğunu görmedik mi?
Yada sünbüllerin sabah vakti başlarını bir sağa bir sola sallayıp dururken derviş edasıyla zikir halinde olmadığını görmedik mi?

Bir bardak suda derya saklıdır görmesini bilene. Ondan mıdır kalp gözü kapalı olanların bir bardak suda fırtınalar koparması bilinmez ama içimizde gel-gitler yaşadığımız zaman yitiririz su gibi aziz bildiğimiz her şeyi. Bulanan sular durulduğunda nasıl dibi gözüküyorsa ruhumuzda aydınlandığı zaman anlam kazanır her şey. Oysa suyun mahiyeti her yerde aynidir. Bardakta, kuyuda, gölde,derede,okyanusta...Dalgalanmadan durulmaz sular der büyüklerimiz. Onlar bilirlerdi hayatı suyla selamlayıp hayattan suyla veda ettiğimizi.. Suya düşen su damlası sıçrar yukarıya doğru. Bu suyun suya yani aslına kavuşmasının sevincidir. Şükürdür bir bakıma. Oh demektir...Su toprağa düştüğünde toprak elverişli olursa bereket olur su. Toprak eğer suyu kabul etmezse sel olur. Buda felakettir. Bir damla su kaya deliğinde donarsa kayayı çatlatır.Görünen o ki; su damlalarında Hakk’ın gücü, kudreti , kuvveti gizlidir.

Birde kerametler vardır su üzerine. Musa peygamberin mucizesi değilmidir suyu ikiye ayırıp ayakları ıslanmadan sudan geçmek..Yada hz. İsmail bir topuk darbesiyle çölde aziz ve şifalı suyu fışkırtmadı mı? Arınmayı dünyada su ahirette ateş sağlıyor.Ateş gibi kızgın çöle düşen kervan vaha hasretiyle yanar. Çölün bir yerinde su mutlaka vardır. Bu aşkla geçilir çöl ve kavuşunca suya çölünde çöl oluş hükmü kalkar ortadan. Çünkü çölün hükmü suya kadardır. Öyle ya; suya kavuşulduğunda teyemmümünde hükmü kalkmıyor mu ortadan?

Tüm bunlalara karşı yinede su konulu yazı yazmaya kalkan kişi bilir ne söylese ne yazsa suyun hakkını veremeyeceğini. Ebruzen sabırla, özenle, dengeyle su dolu teknenin önünde günlerce diz çökse de ayni ebruyu ikinci bir defa yapabilir mi? O tektir.Biriciktir..........

Suyu anlatmaya çalıştığında düşünür yazanda, okuyanda; Her kış kupkuru bir ağaç olarak karşımızda duran ağaçların gövdelerinde esirgenen suların, baharın gelişiyle ağaç gövdesinde yürüyerek yeniden doğuşu müjdelediğini. Hayat olan su ayni anda ölümde! Suyun bir adı hayat diğer adı ölüm öyleyse!

Yorum Yaz