Sevgiye Dair
8/9/2006 İnsanca bakmanın ilk durağıdır sevgi. Güzel görme, güzel düşüme idealinin işlendiği her şeyle hayatın en güzelini yaşatma hassasiyetidir. Sevgi kainatın mayasında vardır. Allah(cc) kainatı sevgisiyle yaratmış bu yüzden sevgi varoluşun tohumudur, çekirdeğidir, özüdür. Varlığın yaratılış hikmeti, insanın yaratılış amacıdır.
Sevgi güzelleşmektir. İnsanı sevebilmek oradan bütün varlığa öteler ötesinden gelen bir soluğun lisanıyla bakmaktır. Yaratılanı severiz yaratandan ötürü felsefesini, hayat düsturu yapmaktır...
Kim severse Allaha yaklaşır. Allah'ta ona yaklaşır. Çünkü o sevgiyi yaratandır. Bu yüzden insanın en büyük mutluluğu sevebilmesidir. Yaşamının her döneminde sadece sevgi insan hayatına mana verir. Her insanın yüreğinde bir gözyaşıdır bazen sevgi. Anlatılamayanı, boncuk boncuk hal diliyle izah etme kabiliyetidir.
Sevgide bakırlar altınlaşır, sevgiden dertler şifa bulur. Sevgide insan saflaşır, ölü kalpler dirilir, şahlar kul olur. iyi şeye karşı sevgi besleme yeteneği vardır. Bu özellik insana doğumla birlikte verilmiştir. Çoğumuz kendimize baktığımızda öncelikle hataları görür işe yaramıyoruz vehmine kapılarak acı çeker, umutsuzluğa kapılır, içimizdeki iyilikleri beslemeyi ihmal ederiz. Bir insanın sevmeyi becerebilme özelliğini kazanmasına yardımcı olacak hoşgörüyü, yüreğimize yerleştirerek sevginin en doğru, en masum, en harika özelliğini de keşfetmiş oluruz.
Emektir sevgi. Allahın kuluna, ananın evladına, bahçevanın çiçeğine, öğretmenin talebesine, sanatkarın eserine verdiği emektir. Sorumluluk ister sevgi. Kazanılması zor ve muhafazası ise kazanılmasından daha zor bir sabır gerektirir. Sorumluluk; kişiler arasındaki sevginin çimentosunu oluşturur. Eğer sevgide yetersizlik hissediliyorsa, sadece kişi kendine yeterli olmadığı için başkasına sevgi gösteriyorsa bir gün sevgi bitecektir. Bu yüzden sorumluluğun yanında saygı da gereklidir. Kişi sevdiğini saymıyorsa, ona bir gün sevgisinin faturasını çıkartmaktan çekinmez. Sevmek, sevenin özgürlüğüne, şahsiyetine saygıyı gerektirir. Dengesizliğe varan saygısız sevgi, sevileni esir alma, onu tutsak etme arzusu barındırır içinde. İşte, ancak bu yanlış tutum, sevgideki saygıyla önlenir.
Sevmek kaynaşmaktır. İnsanların bir arada bulunmalarının temelinde sevgi varsa, birlikteliğin ömrü de uzun olur. Sevmek cesarettir. Düzenlere, oyunlara meydan okumaktır. Sevmek uzaklaşmaktır yalandan. Ben değil, artık, biz diye düşünmektir. Sevmek vermektir. Sahip olduğunuz en değerli şeyi; yüreğinizi vermektir. Bu vermek mana anlamında yüreğini yerinden koparıp sevdiğine vermek değil, paylaşmak anlamında vermektir. Sevmek yüreğini adamaktır. Adağın sahibi adandığı kapıdır. Sevginin büyüğü/küçüğü, denkliği yoktur. Her sevgi, birbirinden farklıdır. Ölçüsü, yapılan fedakarlıkta saklıdır. Deneysel metotlarla incelenemez. Kimin, neye, nasıl fedakarlık yaptığı kişilerin yüreklerinde saklıdır. Çoğu vermenin sonu, fakirliktir. Oysa, sevgi verdikçe çoğalan, vereni zenginleştiren tek duygudur.
Sevginin cinselliği yoktur. İnsan, ruhuyla sever. Ruhun cinsiyeti var mıdır?. Sevgiyi sadece karşı cinse ilişkilendirmek basitliği, çarpık bir sevgi ilişkisine bağlıdır. Çünkü, aşk denilen hissin güçlü olması, sevginin şiddetinin ölçüsüyle değil, daha önceki yalnızlığının derecesiyle alakalıdır. Kadın yada erkekler, kendilerini esir edip arkasından sürükleyen duygunun adını aşk koymuş. Aslında aşk değil bu, sadece tutkudur. Gerçek aşk, insanı başka biri elinde oyuncak etmez. Ona özgürlük verir. Tutku olan bu tip aşklar, sadece minnet ve şükran hissi taşımakta ve kişiler bunu aşk olarak yorumlamaktadır. Bu tip sevgilerin başka bir boyutu da, insanın kendi sorunlarını çözme yerine kendinden, kendi gerçeklerinden kaçarak, başkalarıyla ilgilenmesi kendilerinden kaçış yaşamalarıdır. Kısacası belki tek başına yalnızlık yaşıyor ve bunu taşıyamayan birey, bu defa çift kişilik yalnızlık içine düşmüşlerdir.
Çok şey yerine, tek şeyi en iyi şekilde öğrenmeliyiz. Dengeli sevmeyi. Bunu başarırsak inanmayı, güvenmeyi, başarmayı, yardım etmeyi, hoş görmeyi kısacası düzgün yaşamayı öğreniriz. Varoluşun kaynağında ki olan sevgiyle insan hayata asılır. Kısacası sevmeseydi insan yaşayamazdı ve sevmeseydi Allah insanı yaratmazdı.
Sözün özünü, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v)söylemiş;
"Vallahi birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız ve iman etmedikçe de cennete giremezsiniz."(Buhari;İman)
Ve kainatın ölümsüz Kitabında;
"İman edenler ve salih fiiller işleyenlere, Rahman olan Allah, bir sevgi bahşedecektir."(Meryem 19/96) demiş Rabbimiz
Dirilirken sevgiler, Yunus meltemi eser, yeşeren gönüllere...
Ben gelmedim dava için
Benim işim sevgi için
Dostun evi gönüllerdir.
Gönüller yapmaya geldim..
Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (2) | Yorum yaz! | Bağlantı
Yeni Yıl Treni
8/9/2006 Yılın on iki ayını on iki vagonluk bir trene benzetirim. Gardan kalkıp ara istasyonlara uğrayarak her bir vagonununu ara istasyonlarda bırakarak tek bir vagonla tekrar ilk başladığı durağa gelen bir tren gibidir her yeni yıl benim için. Öyle ki ;içinde dünyada yaşadığımız herşeyi beraberinde yolcu olarak taşıyan bir tren.
Çocukluğumun yılbaşları şamatayla geçerdi..o zamanları düşündüğümde yeni bir yıla girmiş olmanın neşesi, biraz daha büyümüş olmanın gururu ve eskiyen yılların içinde bıraktığım çocuk yüzlü günler geliyor gözlerimin önüne..
Tabii geride kaldı tüm bunlar.
Şimdilerde gözlerim istasyona yeni girmekte olan trende olmakla birlikte istasyondan çıkış yapan eski trenin vagonlarına bıraktığım izlere takılıyor... Sesimi, gençliğimi,üzüntülerimi, sevinçlerimi ve yaşadığım tüm hatıralarımı...düşünüyorum.
Hüzün basıyor beni...
Niye mi?
Eskiyen yılı güle oynaya tatlı bir telaş içinde uğurluyorum.Kaç sayfa olduğunu bilmediğimiz hayatımdan yırtılan bir sayfa çentik atılan bir kare olduğunu düşünmeden....kopan sayfalarda yaşadığım onca hatırayı unutarak ve takvimde görünüveren yeni yıla ait çizilmemiş beyaz sayfaların karşıma neyi çıkaracağını bilmeden....
Her ne olursa olsun eskiden kopuş ve yeniyle buluşma arasında bir köprüdür bu son vagon.
Aralık!...
Ara bir yer...eskiyle yeni arasında ara bir yer...
Bizler şimdi bu son vagondayız.Yorgun giysilerden sıyırdığımız bedenlerimizi istasyona girecek yeni yılın getireceği giysilere hazırlıyoruz..
Ömürden gün..
Ömürden ay...
Ömürden yıl...düşmek üzre..
Şair:Vedalar yitirdi anlamını / Araya girdi beyaz boşluklar diyor.
Vedalarımız Şairinkine benzemesin...
Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (yok) | Yorum yaz! | Bağlantı
Bir vefa kaldı
8/9/2006
Yaşarken kıymetini bilmediğimiz ayrı düştüğümüzde içten içe hasret çekilen, buram buram gözümüzde tüten,sonrada zaman perdesi koyulaştıkça yavaş yavaş unutulan,gözden gönülden ırak anılar defterine gömülür gitmez mi köylerimiz!..Anıları yaşatmak konusunda biraz vefasızdır insanoğlu...
Vefayı bizlerden bekler köylerimiz. Anılarda sık sık tazelenmeyi, anlaşılmayı hatırlanmayı beklerler...
Anarken köyümüzü; ince tozlu topraklı bir yol canlanır uzakta bir yerlerde. Sonra çam ve gül kokusu taşıyan havası,okulu, camisi çeşmesi ve sonra mezarlıkları...mezarlıklar köyün bütün tarihini saklar içinde. İnsanlar niçin yaşar niçin ölür anlatır bize. Küçücük pazarı,tek bakkalı tek bir camisiyle ezan-kamet sesleri,ehli muhabbet insanlar bahçe ve bostanlar bir bir canlanır gözlerimizin önünde.Tevazusu ve samimiyetiyle tepeden tırnağa bizleri titreten insan örneklerini hatırlarız bir bir.. Her birinin hayatı yazılsa roman olur tarzında bir ömür geçirmiştir..Dillerinden kelime-i tevhidi düşürmeyen ve ağızları sadece hayr ve hasenat için açılan insanlar...Yazın bayıltan sıcağında yakıcı güneş altında oruçlu oruçlu ekin tarlalarında çalışan vakit yaklaşırken köyün tek ırmağının etrafında bulunan akasya, çam,salkımsöğüt yada ceviz ağaçlarının altına atarlar kendilerini ve alın teriyle kazanılan ekmeği iftar vakti paylaşmanın huzurunu duyarlar...
Köye girişteki çeşmenin suyu dağlardan yaylalardan gelirdi. Betondan yada taştan yapılmış beyaz badanalı duvarı, ağaçtan oyma yalağı vardı. Şırıl şırıl akan su adeta insanların dostuydu. Dedelerimiz abdest alır ,başıyaşmaklı analarımız bakraçlarına su doldurur, dere tepe koşuşturmaktan yorulmuş çocuklar ağızlarını dayayıp kana kana su içerdi. Burda bitmezdi çeşmenin hüneri. Kurda kuşa su dağıtır,şırıltısı çıngırak seslerine karışır ve bir hayat emaresi olarak her zaman çağlar çağlardı...
Hepimizin bir ağacı vardı orda. Kiminin akasya, çam, salkımsöğüt yada çınar. Çocukluk anılarımızı yaşattığımız herhangi bir ağaç.Çocukluğumuza el sallar gibi anılar arasında o ağaçlara da uzanır insanlar. Kimbilir hangi hüzünlü ışıklar akacaktır içine. Ve sonra iğde, çam, akasya kokusundan yayılan türkülerle dönecektir yaşadığı zamana..
Köyümüzü, yağmuru, karı, soğuğu çamuruyla gerilerde bırakmanın hüznü ile anarız. Varlığı oluşturan her şeyi arkadaş sohbetlerini dost meclislerini şen şakrak sesleri ararız gönül penceremiz.
Anmadığım, yazmadığım ne kaldı vefadan başka?
Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (yok) | Yorum yaz! | Bağlantı
Yeniden
8/9/2006Hani yaşamak için bazı şeylere ihtiyaç duyarız;hava su ekmek
gibi. Birde daha başka şeyler vardır. İnsan olmak insanca yaşamak için
ihtiyaç duyduğumuz; ümit gibi, azim gibi; sabır inanç ve sevgi gibi...
Bizim gönül çiçeklerimiz vardır hiç solmayan. Her şeye rağmen
varlıklarını sürdüren. Solduklarında demek istemiyorum çünkü onlar
hiç solmazlar. Sadece biz solduklarını düşünürüz. Gönül çiçeklerimiz solduklarında her şey yıkılır, dünyamız kararır yaşam ümidimiz yok olur. Sanki ay güneş bir daha hiç doğmayacakmış gibi gelir. Nehirler çağlayarak akmayacak güller bir daha hiç açmayacakmış gibi düşünürüz. Bize yaşam anlamsız gelir bu zamanlarda.
Anlatmak istediğim bu ruh halini herkes zaman zaman yaşar. Nihayetinde insanız değil mi? Ümidimizi kaybettiğimiz zamanlarda tekrar toparlanıp ha bi gayret deyip yeniden toparlanmalı ve ayağa kalkmalıyız değil mi?
Hayatın gerçekleriyle yaşananların acımazsızlığına rağmen bazı sonuçlara ulaşmak; bize bizden başka 'devam et başaracaksın' diyen
yokken bile bir kez daha ayağa kalkıp tüm enerjimizi toplayarak
yolumuza devam etmek ve yeniden başlamalı değilmiyiz!
Tabiki kolay değildir bu 'yeniden' başlamak. Ancak ümitle,
inançla, sabırla dolu gönüllerin başarabileceği bir iştir..
Her an ihtiyaçlarımızı karşılayan, tüm düşmanlarımızdan bizi koruyan O
Rahim olan zat'a iman ederek ve güvenerek. Herşeye O'nun için
katlanarak, herşeyle O'nun için mücadele ederek. O'na O'nun için
kulluk yaparak.
Diyorum ki;
Kapısını çalanları boş çevirmeyeceği, yolunda olanları yolda
bırakmayacağı umuduyla yeniden...
Bütün gücünle ideallerine ulaşmak üzere, ümitle, azimle
sabırla, inançla, 'yeniden'...
Solmayacak gönül çiçeklerinin solduğuna sende inanma.. Hayattan, hayatı
gerçek manada insanca yaşamaktan vazgeçme ve bir kez daha 'yeniden'...
İnanıyorum ki sen güçlüsün!....
Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (1) | Yorum yaz! | Bağlantı
Beşinci Mevsim
8/9/2006Hayatın ve ölümün en güzelini düşleyenlerin ülkesi beşinci mevsimden merhabalar!
Beşini mevsimi kaskatı mevsimlerin yaşandığı zamanların içine bıraktığı bir umut olarak algılıyorum. İnsanların yüreğini acıtan bir dünya hayatının içine doğuyoruz. Biliyorum ki bizi kovalayan barbarlar ayni!Onlardan kaçıyor ve bir sığınakta buluşuyoruz.Kalabalığın dışında belki de içinde yalnız yaşadığımız için acılarımızı, hüzünlerimizi sevinçlerimizi,kaygılarımızı takas ediyoruz.
Bazen öyle oluyor ki hiçbir olumlu görüntü ve gerçekler o an içinde bulunduğumuz içimize dokunan yüreğimizi acıtan kaygılarımıza merhem olmuyor. Acı, o buz gibi çehresiyle karşımıza dikilmiş ve kesen yaralayan kanatan ellerini en derinimize uzatmıştır.En basitinden örneklersek;hayatımıza karışan sevdiklerimizin kaybı, doğal afetler,bir hastalık,geçim derdi v.s. gibi şeyler bizi tanımlayan mutlu kılan çok şeyimizi alıp götürüyor..en çok bu vakitlerde acıyla yüzleşir hiç de hoş olmayan bir dünya ile iç içe olduğumuzu düşünürüz.
Neden böyle? Mutlak iyilik olan bir dünya mümkün değilmiydi! Varlığı inkar edilmez iyiliklerin yanında kötülükleri de yaratan Allah niye böyle bir tercihte bulundu? Mutlak iyi ve mutlak kudretli olduğuna göre neden kötülükleri de bizlere reva gördü? Bu sorular acıyla karşılaşan her kişinin içinde dışa yansıtmasada kendi kendine sorduğu sorulardır.Kötülük problemi bu soruların cevabı budur..Dünyayı ve hayatı tanımlayan insana anlam yükleyendinin ve dindarlarınbu probleme ilgisiz kaldığını da düşünmüyorum. İyiliğin olduğu yerde kötülüğün de olması gayet normal. Kötülük olmasaydı iyinin iyilik olduğunu nasıl anlayacaktık! Söz olmadığı zaman susmanı, sukutun altın değerinde olduğunu anlayamayacağızmız gibi.
Allah bizi en güzel şekilde yaratmış. Bize mükemmelliğe ulaşmayı vazife vermiş. Bizde en aşağı ile en yukarı arasında gidip geliyoruz.Biyolojik değil ama ruhen evrim geçiriyoruz.Şeytanımzı bizi sürekli aşağılara çekiyor ve bunu yaparkende cezbedici bir lisan kullanıyor.Rumumuz buna hayır diyerek bize yukarıları gösteriyor. Tekrar çıkabilmek için çok ama çok zahmet çekiyoruz. Her şeyi yapabilecek güçte değiliz aciz insanlarız!
Zor varlıklarız ve zor bir hayata talibiz. Bu sebeple inanmak bir cennet. Bire bağlanmak,her şeyi Bire bağlamak,ben ve herşeyi bir ortak zeminde buluşturmak, Birin kudret isminin tecellisi olduğumuzu bilmek çok sevdiğimiz çok da rahat ettiğimiz bir mekanda yaşamak gibi bizi huzurlu ve rahat kılar. Her şey Ondan geliyor ve dönüş yine Ona. Bütün ihtiyaçlarımızı o karşıladığı gibi bizim de bütün hamlelerimiz Ona.gidiyor. O Rahimdir. Vedud ismiyle bize eğilir, bizi besler.Acı keder ve ölüm Ondan geldiği için sanki biraz daha sevimli gibi olur yada biraz daha dayanılır halde dikilir karşımıza.İnanan gönüller için.
İnanmak bir ihtiyaçtır. Bu kadar aciz bir insan ken Allahın rızası çerçevesinde yaşamak ve bunu sürekli kılmak. Zor olan şey bu!
Mücadeleyi nasıl kazanacağım!.Bazen hayat beni sobelesin artık dediğim çok oluyor.Sonra ölümü beklemeliyim, anlamlı bir hayat için ölümün en güzeline yürüyeyim diye düşünüyorum. Kendi dünyamda attığım emin adımlardan vazgeçmeyeyim.Yüreğimi büyüteyim. Zihinsel doyumu ön plana alıp sırtımı dayadığım dağda yolumu kaybetmeden doğru adrese yürüyeyim diyorum. Biliyorum ki zor. hemde çok zor. Başkada yapılacak hiçbir şey bulamıyorum..
Söylenecek çok şey var diye düşünüyorum.Yaşadıklarımızın bir anlamı varsa,gönlümüzde konaklanan heyecanlar sahiciyse insana ve hayata dair soruların cevabı olabilen bir ömür geçiriyorsak bir başkasına ulaşmak ve hayat yolculuklarında edindiğimiz izlenimleri aktarmak gerekir diyorum.Ve ekliyorum.Gönlünüzden aralıksız yağmur yağdıran bir yer edinin kendinize.Sere serpe uzanın orada.Doyasıya ıslanın. Düşüncelerinizin yeri yüreğinizde arkada bir yerlerde kapalı kalmasın. Başka gönüllere yolculuk yapın. Bu dünyada bu ülkede mi diyorsunuz!!
Sonuçta bende bu sıkboğaz havadan etkilenen biriyim. Bu topraklarda yaşayan onca trajikomik hadiseler, ekonomik sıkıntılar hak ihlalleri vs. beni de etkiliyor. Doğrusu hiç birimizin tebessüm ettiren bir yaşantısı olduğunu düşünmüyorum. Çocukları öldürülen bir dünyada! Okullarının kapısından kovulan! bir ülkede yaşıyoruz.
.........
Anlamanız, dinlemeniz!!! böyle bir saplantım yok! Sadece sessizce soruyorum.Niye böyle? Neden?
Ben biraz huysuzum asiyim her an yabancıyım insanlara. Hakettiğimi düşünmüyorum yada hakettiğimizi. Ben anlamıyorum hiçbir şeyi hiç kimseyi.Bu dünyanın kalıplarına törelerine uygun değilim. Sanki çok ama çok eskilerin insanıyım; taş devrinin bakır..vs.. devirlerin insanı.Sanki tesadüfen bir göz yanılması yada bir ayak burkulmasıyla buralara düşmüşüm. Bu zamana.. Suskunluğum eskilerden kalma ve yabancılığım da..
Ortam sizin de benim de canımı sıkıyor. Boğuluyoruz sanki.Yüreğimiz bir vahanın hasreti içinde. Ama bi yerlerde bir yanlışlık var! Ortama direnmeyi bırakmış görünüyoruz. Can sıkıcı ortamdan içimize sığınıp,orada yaşanananları anlamlandırdıktan sonra belirleyeceğimizkendimizi gerçekleştirmektenyada kamil insan olmaktan vazgeçmişiz sanki!
Kurtlardan kaçarken alımlı bitki örtüsüne ağız uzatan koyunlar gibiyiz. Ortamın büyüttüğü korkuyla titriyor yine de bu ortamda biten oyunların nesnesi oluveriyoruz. Ben farklı değilim. Fakat biliyorum çözüm ortamı kabullenmek,akıntıya kendini bırakıvermek daha doğrusu kendinden vazgeçmek değildir! Akıntıya karşı inadına kürek çekmek durumundayız. Başaramayabilir akıntının yönünü değiştiremeyebiliriz. Ama en azından kendimizden vazgeçip akıntıya kapılmamış oluruz. Sonuçta belki akıntı bizi kapabilir. Yinede diyorum ki akıntıya kapılmakla kendimizi akıntıya bırakmak arasında fark var. Her yenilgi mağubiyet değildir;Her galibiyetin zafer olmadığı gibi!!!
İşte böyle sevgili dostum. Aslında söylemek istediğim o kadar çok şey var ki....İlk başta tek ben vardım. Yola çıktım. Sonra başka dünyalara başka yüreklere dokundum. Tadı damağımda kalan lezzetler yaşadım. İçinde yıllar,asırlar geçen yaşanmışlıklar tanıdım. Bir çok sorunun ardına düştüm. Karanlıklar içinde yürüyerek mahzenlere oralardan da aydınlığa ulaştım.
Çok sesler duydum mutlu ve bitkin...
Çok insanlar tanıdım dimdik ayakta ve bir o kadar da yorgun..
Çok yerler gördüm mamur ve harap...
Ve şimdi buradayım!
Ben kimmiyim??
Yağmur nasıl anlatılır? Yada rüzgarın ağaçlarla söylediği türkü nasıl ifade edilir.İşte öyle bir şey. Sıradan bir insanım diyelim. Hayat denilen bu cömert dosta yenilmemek için direnen bir insan çırağıyım. Her insan bir kitap ve her kitabında bir hikayesi var olduğunu düşünürsek, elbette benimde bir hikayem var. Yanlızca birkaç satır...
Nefes almak...
Baktığını görebilmek...
Ve sevmeyi becerebilmek..
Dahası mı??
Var tabiki...
Ama yaşayarak göreceğim..
Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (1) | Yorum yaz! | Bağlantı
Blogcu.com bir BERIL Tech hizmetidir.